
Yapraklar 2 ila 4 mm genişliğinde ve silindirik, ayrıca gövdenin içi boş olması ayırt edici özelliğidir.
Benzer türleri incelemek için cins sayfasına bakabilirsiniz.
Tanımı
15 ila 70 cm büyüyebilen tek ya da kısa ömürlü çok yıllık bir bitkidir. Gövdenin içi boştur. Kök sisteminde bir dizi yumru benzeri parçalar bulunur. Yapraklar 10 ila 30 cm uzunluğunda ve 2 ila 4 mm genişliğinde, içi boş ve silindiriktir. Çiçek kurulu içi boş saplı, genellikle dallı ve bileşik salkım halindedir. Bırahte 4 ila 7 mm uzunluğundadır. Çiçekler gün içinde açar, kapalı havalarda ya da geceleri kapanırlar. Çiçek sapı ortasından eklemlidir. Tepaller 5 ila 12 mm uzunluğunda, beyaz ya da pembe renkli ve belirgin kahverengi orta damarlıdır. Kapsül 7 mm uzunluğunda, 5 mm genişliğinde, küresel ve altı adet tohum barındırır. Asphodelus fistulosus kökü pişirilerek tüketilebilir. Tohumlar idrar söktürücüdür. Ülser ve iltihaplı bölgelere harici olarak uygulanır. Asphodelus fistulosus dilimizde hıdırellez kamçısı adı ile bilinmektedir.
Tohum üretme kapasitesi (binlerce) yüksektir ve ayrıca zor habitat koşullarını tolere edebilir. Bu nedenle istilacı potansiyeli yüksek bir bitkidir. Bu durum bilimsel adına da yansımış olan gövde ve yaprakların içi boş yapısı ile bağlantılıdır.
Tozlaştırıcılarıyla senkronizedir. Yani çiçekler gündüzleri açık kalır, akşam karardığında ya da hava bulutlu olduğunda kapanır.
Cins adının etimolojisi belli değildir. Antik Yunanca bir kelime olup çiriş bitkisinin genel adıdır. Bitkiler mitolojide Hades’in bitkisi olarak kabul görür ve bu nedenle sıklıkla mezarlıklara dikilirdi. Düşük bir ihtimalle Antik Yunanca gizlemek anlamına gelen “sphallo” kelimesinin başına olumsuzluk ön eki olan “a-“ getirilmiştir. Bu durumda gizlenemeyen anlamına gelir ki bitkilerin boyları uzundur ve çok sayıda bireyden oluşan kümeler halinde görülürler. Diğer bir görüşe göre Antik Yunancada kül/toz anlamına gelen spodos kelimesinden türetilmiştir. Buna göre bitkilerin yangınlardan sonra çıkan ilk bitkiler olması ya da fakir ve tozlu topraklarda görülmesine işaret edilmektedir. Epitet Latince içi boş anlamına gelir. Türün gövdesinin içinin boş olmasına işaret eder. İkili adlandırma öncesi adı “Asphodelus foliis fistulosis”tir.
Yerinde güzel. Bitkileri koparmak yerine sadece fotoğraflayarak, güzelliklerinin dalında ve köklerinin ait olduğu toprakta kalmasına izin verin ki bu özel miras geleceğe de kalsın.
Biyocoğrafik dağılım ve ekolojik profil
🌍 Coğrafi Dağılım
Bitki doğal olarak doğal olarak Akdeniz havzası, Kafkasya ve Arap yarımadasında yayılış göstermektedir. Ancak süs bitkisi olarak dünyanın büyük bölümüne yayılmıştır.
🧬 Takson Kartı
🌱 Ekolojik Profil
Kayalık yamaçlar, yol kenarı, tarlalar
Geofit
Mart – Mayıs
28 Nisan 2026 • İzmit • 110 m • Yol kenarı
🗺️ Türkiye gözlemleri
Dilimizdeki çiriş kelimesi Farsça orijinlidir ve bu ailedeki bazı bitkilerin kökünden elde edilen yapıştırıcının adıdır. Kelimenin aslı sirîştir ve eski Farsçada tutkal anlamına gelmektedir.
Bitki için uygun görülen hıdırellez kamçısı adı, sanırım bitkinin çiçek açma dönemi ve yapraklarının kamçıyı andırması (diğer Asphodelus türlerinin yaprakları kamçıya benzer ancak bu bitkininki benzemez) ile ilgilidir. Belki Antik uygarlıklarının baharın gelişini kutlama ritüellerinin bir parçasıydı. Ancak isim önerilerinde sıklıkla karşılaştığımız gibi, hıdırellez kamçısı adı da başka bir bitkinin adı iken bu taksona uyarlanmış olabilir.
Fotoğrafları









Türk Uygarlığındaki yeri
Çîrîş (چيريش), bitkilerin Farsça karşılığı olan serîş (سریش) kelimesinden bozmadır. Halîmî, sirîş ve çirişin aynı bitki olduğunu kaydetmiştir.
Metinlerimizde ayrıca bitkilerin Arapçada erselik anlamına gelen karşılığı olan hunsâ (خنثي) da kullanılmaktadır. Ayrıca, Antik Yunancadaki karşılığı olan asphodelos (ἀσφόδελος)’tan muharref askudzile (َآسقودذله) adı da tercih edilmiştir. Sabuncuoğlu Şerefeddin, bitkiden başmakçı çîrîşi (بشمقجی چيريشي) olarak bahsetmiştir, bu isim muhtemelen Nebâtî’nin bitkinin yumrusunun ayakkabı ustaları tarafından yapıştırıcı olarak kullanılmasına dair yazdıkları ile ilgilidir.
Galen, kökleri yakılarak elde edilen külün saçkıran tedavisinde kullanıldığını, böbrek ağrısını giderdiğini, öksürük giderici, âdet söktürücü ve idrar söktürücü olduğunu; Dioscorides, kusturucu, iltihap giderici, taş düşürücü, yara iyileştirici, ayrıca âdet ve idrar söktürücü olduğunu belirtmiştir. Ayrıca yan ağrısı, gut, kulak ağrısı, tüberkülöz, meme iltihabı, öksürük, spazm ve fıtık tedavisinde kullanılmış, yaprakları lapa halinde kırkayak, çıyan, akrep ve yılan ısırıklarına uygulanmış, kökünden elde edilen su diş ağrısını gidermek için uygulanmış ve göz tedavisinde başvurulmuş, kökünün külü saçları kalınlaştırmak için uygulanmış, Türkçe metinlerde ifade edilenin aksine bitkinin kökünün anafrodizyak olduğunu belirtmişir. Theophrastus bitkinin sapının kızartılarak, tohumlarının kavrularak ve kökünün de pişirilerek tüketildiğini yazmıştır. Plinius, büyülerden korunmak için bahçelere dikildiğini aktarmıştır.
Anadolu’da, diş rahatsızlıkları, tırnaklarla ilgili şikâyetler, ödem, burun rahatsızlıkları, cilt yarılması, yanık, sarılık, baş ağrısı ve göz rahatsızlıklarında kullanılmış, ayrıca âdet söktürücü, idrar söktürücü, öksürük giderici ve kusturucu olarak da faydalanılmıştır. Zehirlenme vakalarında panzehir etkisine başvurulan bitki, kadınlar tarafından yüz güzelleştirici olarak uygulanmış ve hamile kalmayı teşvik edici olarak tüketilmiştir. Rüyada çîrîş görmek ise, yoksulluk olarak tâbir edilmiştir.
İslâm tıbbı
İbn Sînâ, külünün saçkıran tedavisinde faydalı olduğunu, öksürük giderici, müshil etkili, idrar söktürücü, âdet söktürücü ve yara iyileştirici olduğunu, kulakta oluşan iltihabı gidermek için kullanıldığını, suyunun gözler için faydalı olduğunu, sarılık tedavisinde kullanıldığını, böcek, akrep ve çıyan sokması halinde başvurulduğunu yazmıştır. Baytâr, çîrîş ve hunsânın farklı bitkiler olduğunu; el-Nebâtî, Harran’dan ihraç edildiğini, kökünün ayakkabı ve cilt ustaları tarafından yapıştırıcı olarak kullanıldığını; İbn İmrân, kökünün göz şikâyetlerinde kullanıldığını; Gâfikî, cilt hastalıkları, diş ağrısı, kulak ağrısı ve sarılık tedavisinde başvurulduğunu belirtmiştir.
Antik Yunan
Pırasa benzeri yaprakları olan, pürüzsüz gövdeli meşhur bir bitkidir. Kök uzun, yuvarlak, meşe palamudu gibi ve keskin tatlıdır. İçildiğinde idrar ve âdet söktürücüdür. Kök şarapla alındığında yan ağrısı, öksürük, yırtık ve spazmı tedavi eder. Bir miktar yenildiğinde insanı mutlu eder. Ayrıca yılan ısıranlara verilir ancak ısırılan bölge yaprak, kök ve çiçekler şarapla birlikte sarılmalıdır. Şarap tortusu ile kaynatılan kök, yara, ülser, apse, meme ve testis iltihaplarına uygulanır. Kökün suyu tatlı eski şarap, mür ve safranla karıştırılarak göz merhemi yapılmıştır. Kulakları temizlemek için günlük, bal, şarap ve mürle karıştırılmıştır. Suyu sağ kulağa damlatılırsa sol taraftaki dişin ağrısını giderir ya da tam tersi. Kökün külü uygulandığında kel bölgeleri onarır. Kökünde kaynatılan zeytinyağı mayasıl ve yanıklara sürülmüştür. Kulağa damlatılması kulak ağrısını giderir. Şarapla içilen meyve ve çiçekleri akrep ve skolopendra sokmaları için etkili bir panzehirdir. Bunlar ayı zamanda güçlü birer müshildir. DI 2-169.
Antik Roma
Asphodelin yaprakları uzun ve dar, Drimia maritima‘nın geniş ve esnek, gladiolusun ise adından da anlaşılacağı üzere kılıç gibidir. Çiriş tüketilir, tohumu kavrulur ve soğanı közlenir, ancak soğan sıcak küllerde pişirilmeli, tuz ve zeytinyağı ile yenmelidir. Hesiod, incirle dövülürse çok iyi bir yemek olduğunu söyler. Kapının önüne dikilen çiriş, zararlı büyülere karşı koruma sağlar. Homeros da çirişten bahsetmiştir. Soğan orta büyüklükte bir şalgam kadardır ve tek kökte seksene kadar soğan bulunmaktadır. Theophrastus ve Pisagor çirişin sapına anthericos der. Uzunluğu bir ila iki arşın olup yaprakları yabani pırasa yapraklarına benzer. Kök ise asphodel adıyla bilinir. Romalılar bitkiye albucus, gövdesine de hastula regia (kraliyet mızrağı) adını vermiştir. PL 21-68.
Çirişotu çok meşhur bitkilerden biridir ve bu nedenle heroum (kahramanların bitkisi) adıyla bilinmektedir. Hesiod nehirlerde yetiştiğini, Dionysius erkek ve dişi olmak üzer eiki çeşidi olduğunu yazmıştır. Soğanları ptisan ile haşlanırsa iyi bir yemektir ve unundan yapılan ekmek son derece sağlıklıdır. Nicander yılan ve akrep sokmalarına karşı sap ya da tohum ya da soğanın şarapla alınmasını, bu yaratıklardan endişe duyulursa yatağın altına serlmesini önerir. Zehirli deniz hayvanları ve çıyan zehrine reçete edilmiştir. Yapraklar zehirli hayvanların açtığı yaralara şarapla sürülmüş, soğanlar polenta ile dövülmüş ve sinir ile eklem rahatsızlıkları için kullanılmıştır. Doğranıp sirkeyle karıştırılarak suyla çürümüş yaralara, testis ve meme iltihabına sürülmüştür. Şarap tortusunda kaynatılarak keten bezle göz kayması tedavisinde kullanılmıştır. Hastalık ne olursa olsun soğanlar kaynatılarak kullanılmalıdır ancak bacaklardaki kötü yaralar ve vücut çatlaklarında kurutularak toz haline getirilmelidir. Soğanlar tıbbi özelliklerinin en çok geliştiği sonbahar aylarında toplanır.
Antikçağ
Dövülerek çıkarılan suyu ya da kaynatılması balla karıştırılırsa ağrılara iyi gelir. Kurutulmuş süsen ve tuzla hoş koku için uygulanmıştır. Yaprakları şarapla kaynatılarak yara, tümör ve yüz ülserlerine sarılmıştır. Kökün külleri saç dökülmesi ve ayaklardaki çatlaklara çaredir. Kökün eksraktı zeytinyağında kaynatılırsa yanık ve yılancığa yararlıdır. Sağırlık vakalarında kulaklara, diş ağrısını gidermek için de ağrıyan dişin karşısındaki kulağa damlatılmıştır. Kök içilirse âdet ve idrar söktürücüdür. Şarapla alındığında yan ağrısı, fıtık, kasılma ve öksürüğe iyi gelir. Kök çiğnendiğinde kusturucudur. Tohum dahilen alınırsa bağırsaklara zararlıdır. Chrysermus, cachyrs ve şarapla yara tedavisi için reçete eder. Bazı kişiler kökü yaralara uyguladıktan sonra kuruması için dumanın üzerine asar ve dört gün boyunca tutar. Böylece kök kurudukça yaraların iyileşeceğine inanılmıştır.
Sofokles gut tedavisi için ham ve çiğ olarak kullanmıştır. Ayrıca yılancık için zeytinyağında kaynatılarak, sarılık ve ödem için de sirkede kullanılmasını tavsiye eder. İçildiğinde afrodizyaktır. Xenocrates kökün sirkede kaynatılmasının cilt şikâyetlerinde etkili olduğunu belirtir. Simus, böbrek taşı için şarapla kaynatılmasını önerir. Hipokrat, dalak tıkanıklıkları için tohumunu verir. Kök uygulanırsa yük hayvanlarında yara nedeniyle dökülen tüyleri geri getirir. Sıçan ve fareleri uzak tutmak için deliklerinin önüne konur. PL 22-32.
Bu maddeye Eremurus spectabilis, Asphodelus aestivus ve Asphodelus ramosus taksonları da dâhildir. © Doğan, Hüseyin (2023). Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.). Yayımlanmamış Doktora tezi, Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, s.272-273.
Sitede yer alan bitkisel kullanım bilgileri yalnızca bilgilendirme ve kültürel aktarma amacı taşımaktadır. Herhangi bir bitkiyi tıbbi amaçla kullanmadan önce mutlaka bir hekime, eczacıya, fitoterapi konusunda eğitimli bir uzmana veya ilgili sağlık profesyoneline danışılması gerekmektedir.
Leave a Comment