Tanımı
Rizomu kalın, odunsu, silindirik, genellikle basit ve alt yüzeyden silindirik kökler üretmektedir. Gövde içi boş, oluklu ila pürüzsüz, en çok 1,5 metre uzunluğunda, sıklıkla taban ile boğumlarda havlı ve diğer kısımları çıplaktır. Taban yaprakları 5 ila 15 cm uzunluğunda saplı ve tamamı basit veya bir kısmı bileşiktir. Bunlardan basit olanlar dikdörtgensi yumurtamsı, sivri uçlu, 6 ila 8 cm uzunluğunda, 2,5 cm genişliğinde ve tabanı daralıcıdır. Bileşik olanlar ile alt gövde yaprakları değişken biçimlerde derin teleksi ve 1 ya da 2 çift halindedir. Terminal lobları basit taban yaprakları ile benzer ve neredeyse saplıdırlar. Yanal loblar dikdörtgensi yumurtamsı, 2 ila 5 cm uzunluğunda, sapsız ve çıplak ila kısa havlıdır. Tüm gövde yaprakları sarılıcıdır. Üst gövde yaprakları derin teleksi ila az teleksi ve 2 ila 4 çift halindedir. Lobları mızraksı ila ipliksidir.
Çiçek durumu iki veya üç çatallı ve meyve zamanı yayılıcıdır. Bırahteler üçgensi mızraksı ve 2 ila 3 mm uzunluğundadır. Çiçekler beyaz renklidir. Taç tüpü 4 mm uzunluğundadır. Kapçık 4 ila 5 mm uzunluğunda, 2 mm genişliğinde ve damarlar arasında havlıdır. Tüyleri ise dökülücüdür. Dilimizde karabük kediotu adıyla bilinmektedir. Öte yandan bu isim tercihi bizce hatalıdır. Sanırım Flora of Turkey yazılırken Türkiye’de sadece Karabük, Keltepe’den bilindiği için böyle denmiş. Ancak bu bitki binlerce yıldır Akdeniz havzasında ve dolayısıyla Anadolu’da bilinen bir bitkidir ve Ortaçağ’da bu bitkiye Türkler çetük otu ve fû diyorlardı.
Gözlem bilgileri
Bitki Avrupa’da tıbbi amaçlarla en az iki bin yıldır yetiştirilmektedir ancak Türkiye dışında doğal varlığı mevcut değildir. Bu nedenle Türkiye endemiğidir.🔗 Kayalık yamaçlar ve dere kenarlarında görülen bitki umumiyetle temmuz ve ağustos ayları arasında çiçek açmaktadır ve bitkiyi 1400 ila 1600 metreye kadar olan rakımlarda Kartepe ilçesinde gözlemlemek mümkündür.
Takson kartı
- Plantae (Bitkiler alemi)
- Dipsacales (Hanımeli takımı)
- Caprifoliaceae (Hanımeligiller)
- Valeriana (Kediotu)
Valeriana phu L.
Etimoloji
Cins adı Latince sağlıklı anlamına gelir ve bu bağlamda cinsin tıbbi özelliklerine işaret etmektedir. Ancak bazı kaynaklarda bitkinin adını, Claudius Caesar’ın karısı Valeria Messalina’nın doktoru Vettius Valens’ten aldığını aktarılmaktadır. Son rivayet ise V. officinalis‘i tıbbi amaçlarla kullanılan imperator Publius Licinius Valerianus‘a dikkat çekildiğini iddia etmektedir. Epitet Antik Yunan yazarların bitkiden bahsederken kullandıkları phu (φοῦ) isminin korunmasıyla elde edilmiştir. İsim Ortaçağ boyunca Müslüman bitkibilimciler tarafından da kullanılmıştır.
Kullanımı
Yaprak ve kökten elde edilen uçucu yağ, dondurma, unlu mamuller, baharatlar gibi ürünlerde aroma verici olarak kullanılmıştır. Özellikle kökü olmak üzere bitkinin tamamı, spazm çözücü, gaz giderici, idrar söktürücü, uyuşturucu, sinir yatıştırıcı, sakinleştirici ve uyarıcıdır. Bu bitki kesinlikle dikkatli kullanılmalıdır.

Türk Uygarlığındaki yeri
Fû (فو), bitkinin Antik Yunancadaki karşılığı olan phou (φοῦ)’dan muharreftir. Metinlerimizde bitki için yabân sünbül (يبان سنبل) adı da kullanılmıştır.
Dioscorides, bitkinin Pontus’a özgü olduğunu, yapraklarının ri’y el-ibil ile kerefes yapraklarına benzediğini ve hoş kokulu olduğunu, makat ağrısı vakalarında kullanıldığını, âdet söktürücü ve idrar söktürücü olarak faydalanıldığını belirtmiştir. İbn-i Şerîf’e göre kayalık alanlarda ve meşe ormanlarında yetişir, yaprakları çetük otuna benzer, çiçekler terminal ve beyaz renklidir, köklerin ucu sivridir, soğuk havalarda kokusu belirgindir, kediler bu bitkiyi sever, Arapça karşılığı sünbül-i iklitîdir. Sünbül-i iklitî bu bitkinin değil, aynı cinse bağlı olan ve bu taksona benzeyen Valeriana celtica’nın karşılığıdır. Yazarımız ferencmüşkün de kediler tarafından sevildiğini belirtmişti.
Bitki Anadolu’da, menenjit, böbrek hastalıkları ve kadın hastalıkları vakalarında kullanılmış, idrar söktürücü ve âdet söktürücü olarak faydalanılmıştır.
“fû dedikleri ot burçlarda ve kayalu yerde bayırlarda taş arasında biter taşlu yerlere mahsûsdur bi-aynihî Bursa şehrinde biten çetük otu yapragı gibi olur gedikleri olur yapragının uçları söbürek aşagası yassırak olur budagı çok olmaz bir olur veya iki olur togru togru çıkar budagının içi ko’uk olur çiçegi uvacık olur depesinde galabece olur rengi agla kızıl karışık olur ol budaklanmadan bitdügü vaktin kerefes şeküllü biter bıtragı ucundagı yapragı inlü ve subirek olur yılda iki kez yapraklanur bir evvel bahârda ve bir güz faslında mîşe dibinde biter bahârda çiçeklenür ve güzün dahi yapraklanur kış içinde yapragıyla durur ve kuruyıcak kurusu akça kalur içi boş olur uzunca söbüce kökü olur emcek emcek söbice olur ucları incecik olur katı soguk olunca râyihası hûb olur bi-aynihî sünbül-i Hindî gibidür ve çetük otu gibidür elbette bu üçünün râyihası birdür ve çetük dahi sever sünbüli sevdigi gib ba’zılar çetük otu dahi derler arablar sünbül-i ıklitî derler ba’zı arablar asârûn nev‘inden dutarlar ve fû ol otcagızın köküdür” -Tabib ibni Şerîf.
© Doğan, Hüseyin (2023). Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.) Yayımlanmamış Doktora tezi, Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, s.334-335.
Fotoğrafları











