Tanımı
Genellikle 50 ila 200 cm büyüyebilen iki ya da nadiren kısa ömürlü çok yıllık bir bitkidir. Çiçek durumu silindirik bir dizi lavanta rengi çiçekten oluşmaktadır. Sert bırahteli dikenli bir koni biçimindedir ve 10 cm kadar büyümektedir. Sapsız yapraklar gövdeye birleşiktir. Yapraklar mızraksı, 20 ila 40 cm uzunluğunda, 3 ila 6 cm genişliğindedir. Özellikle kuruyan çiçek başlarının görünümü nedeniyle popüler bir süs bitkisidir. Tohumlar ağustos ile ekim aylarında olgunlaşır. Dipsacus laciniatus‘tan şeritsi involukral bırahteleri ve gövde yapraklarının testere dişli kenarlı olması ile ayırt edilmektedir. Siğil, fistül ve kanserleri yaraların tedavisinde başvurulmuştur. Bunun yanında kökü terletici, idrar söktürücü ve mide ağrısı geçiricidir. Tohumları kış boyunca çiçek başlarında kalır ve bunlar saka kuşları için önemli bir kış besinidir. Ayrıca bitki kurutularak mavi boya elde edilmiştir. Dilimizde fesçi dikeni adı ile bilinmektedir.
Takson kartı
- Plantae (Bitkiler alemi)
- Dipsacales (Hanımeli takımı)
- Caprifoliaceae (Hanımeligiller)
- Dipsacus (Fesçitarağı)
Dipsacus fullonum L.
Gözlem bilgileri
Bitki doğal olarak Akdeniz havzası ve Avrupa ile Kafkasya arasındaki bölgede yayılış gösterir.🔗 Ancak günümüzde dünyanın büyük bölümüne dağılmıştır. Tarlalar, yol kenarı ve sulak alanların civarında görülmektedir. Umumiyetle temmuz ve eylül ayları arasında çiçek açmaktadır. Bitkiyi deniz seviyesinden 1600 metreye kadar olan rakımlarda Karamürsel ilçesinde gözlemlemek mümkündür.
Etimoloji
Cins adı Antik Yunanca su toplayan anlamına gelir ve bu bağlamda gövde yapraklarının tabanlarında su toplanmasına dikkat çekmektedir. Fincan benzeri yapıda, yağmur suyu toplanır ve bazı özsuyu emen böcekleri bu sayede kendinden uzak tutar. Bitkinin bu böceklerden beslendiğine (etçil olduğuna) dair bir kanıt yoktur. Cinsin Türkçe yaygın adı olan fesçitarağı büyük ihtimalle kurumuş çiçek başlarının kumaş üzerindeki tüyü toplamak için kullanılmasına işaret eder. Epitet Latince çırpıcı anlamına gelir. Çiçek başlarının yapısına ve bunların tekstil sektöründe kullanılmasına işaret eder.

Türk Uygarlığındaki yeri
Marul (مارول), bitkilerin Antik Yunancadaki karşlığı olan maroulion (μαρούλιον)’dan alınmıştır. Metinlerimizde bitki için Süryanicedeki karşılığı olan hassa ܲ(ܚ̈ܲܣܸܐ)’dan muharref hass (خس) ve Farsça karşılığı olan kâhû (کاهو) adları da kullanılmıştır.
Kaynaklarımızda çoban dayagı adı iki farklı bitki için tercih edildiğini görüyoruz. Çok sayıda bitkinin, çigdem maddesinde de değindiğimiz üzere ortak bir adı paylaşması görülebilmektedir. Bu ortak kullanımın yarattığı karmaşanın çözülmesi, ikili adlandırma sisteminin hem çıkış noktasını oluşturur hem de nihai faydaları arasında yer alır.
Dioscorides, apış arası yaraları ve ateş vakalarında kullanıldığını; Gâfikî, pişirildikten sonra konulduğu bölgede ağrı hissedilmediğini, yılan ısırması, nefes darlığı ve titreme vakalarında başvurulduğunu, idrar söktürücü olarak faydalanıldığını kaydetmiştir. Bitki Anadolu’da, hemoroit ve anüs yarılması vakalarında kullanılmış, idrar söktürücü ve nefes ferahlatıcı olarak faydalanılmıştır.
Gövde uzun ve dikenlidir. Yaprakları marulda olduğu gibi gövdeyi sarar. Yapraklar da dikenlidir, ayrıca gövdeye birleştikleri yerde küçük bir havuz oluşturarak yağmur ve çiğden su toplar, bitkinin adı da buradan gelir. Gövdenin tepesinde deniz kirpisine benzeyen uzunca ve dikenli bir çiçek başı bulunur. Kökü şarapta kaynatılıp dövüldükten sonra anal çatlak ve fistüllere uygulanır. Bu karışım bakır bir kapta saklanmalıdır. Siğillere faydalı olduğu söylenmektedir. Çiçek başlarında bulunan kurtların boyun ve kola sarılmasının ateşi iyileştirdiği iddia edilir. DI 3-11.
© Doğan, Hüseyin (2023). Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.). Yayımlanmamış Doktora tezi, Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, s.296.
Fotoğrafları













Leave a Comment