Tanımı
35 ila 40 cm büyüyebilen bir ağaçtır. 30 metre büyüyebilir ancak genellikle çok daha kısa boylardadır. Yuvarlak bir taç oluşturur. Yapraklar eliptik ila ters yumurtamsı, 9 cm uzunluğunda ve 4 cm genişliğinde, sivri ila sipsivri, asimetrik, testere dişli kenarlıdır. Samara ters yumurtamsı, 2 cm uzunluğunda, tohum samaranın ortasına yakındır. Dallar tüysüz ya da seyrekçe havlı, yapraklar tüysüz ve genellikle alt yüzeyi salgılı tüylüdür. Dilimizde ova karaağacı adı ile bilinmektedir.
Gözlem bilgileri
Ulmus minor doğal olarak Avrasya ve Kuzey Afrika’da yayılış gösterir ancak günümüzde Güney Afrika ve Amerika’ya da dağılmıştır.🔗 Dere kenarı, ormanlık alanlar ve yamaçlarda görülen bitki umumiyetle mart ve nisan ayları arasında çiçek açmaktadır ve bitkiyi deniz seviyesinden 1300 metreye kadar olan rakımlarda İzmit ve Gebze ilçelerinde gözlemlemek mümkündür.
1. Dallar çıplak ya da seyrekçe havlı; yapraklar çıplak ve alt yüzeyi sıklıkla salgılı subsp. minor
1. Dallar yoğun biçimde beyaz havlı; yaprakların alt yüzeyi yumuşak havlı ve salgısız subsp. canescens
Etimoloji
Cins adı Latince kahverengi anlamına gelmektedir. Olasılıkla bizdeki karaağaç benzeri bir bağıntıya sahiptir. Epitet Latince küçük anlamına gelir. Türün cins özelinde boyutuna (ayrıca yaprak boyutuna da) işaret eder.

Türk Uygarlığındaki yeri
Dardâr (دردار), bitkinin Süryaniceki karşılığı olan daddara (ܕܕܪܐ)’dan muharreftir. Metinlerimizde bitki için kara ağaç (قره اغاج) ve Antik Yunancadaki karşılığı olan ptelea (πτελέας)’dan muharref iftelefû (افتهلفو) isimleri de tercih edilmiştir. Halîmî, dardâr, kara agaç ve şeceretü’l-bak adları ile bilindiğini yazmıştır.
Dioscorides, cüzzam ve kemik kırılması vakalarında kullanıldığını, yara iyileştirici ve cilt temizleyici olarak başvurulduğunu kaydetmiştir. İbnü’l-Baytâr, tatarcıkların (subordo: Nematocera) ağacın üzerinde bulunması nedeniyle tatarcık ağacı olarak bilindiğini yazmıştır. Mesîh, kabuğunun cüzzamı iyileştirdiğini; Gâfikî, kökünün sağırlık, kulak iltihabı ve gündüz körlüğü vakalarında kullanıldığını kaydetmiştir.
Bitki, kemik kırılması, işitme kaybı, göz sorunları ve ağız ağrısı tedavisinde kullanılmış, iltihap giderici ve yüz güzelleştirici olarak başvurulmuştur.
Antikçağ
Karaağacın yaprak, dal ve kabuğu büzücüdür. Yaprakları sirke ile birlikte kapatıldığında cüzzam ve yaralarda etkilidir. Ancak kabuk lifli olması nedeniyle yaraların etrafına sarıldığında daha etkilidir. Kabuk şarap ya da soğuk su ile içildiğinde balgam söktürücüdür. Kök ya da yaprakları kaynatıldığında çatlakları örter. Tohum kapsüllerinin suyu yüze uygulanırsa, temizler. Yumuşak yaprakları sebze gibi pişirilerek tüketilir. Çürüyen kütüklerinde alınan parçalar serpilirse yaraları temizler ve iyileştirir. Anason yağı ile karıştırılarak keten bez üzerinde yakıldıktan sonra uygulanırsa yaraların yayılmasını engeller. DI 1-84.
Kerestesi ve üzüm ağacı ile birlikte büyümesi nedeniyle önem atfedilir. Yunanlılar iki karaağaçtan bahseder; daha büyük olan dağ karaağacı ve ovalarda görülen, çalı formundaki karaağaç. İtalya’da nemli yerleri tercih etmeyen Atina karaağacı, Galya karaağacı, kalın yaprakları olan İtalya karaağacı ve yabani karaağaç. Atina karaağacı samara (karaağaç meyvesine verilen ad) taşımaz. Bütün karaağaçlar sürgünlerden de çoğalır. PL 16-29.
© Doğan, Hüseyin (2023). Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.). Yayımlanmamış Doktora tezi, Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli, s.286-287.
Fotoğrafları















Leave a Comment