Vitis vinifera

Vitis vinifera (Üzüm)

Bitkiler › Üzüm takımı › Üzümgiller › Üzüm › Üzüm

Tıbbi bitkiYenilebilir bitkiAsgari endişe (LC)Boya bitkisi.

15 metreye kadar uzayabilir. Yapraklar almaşlı dizilişli, elsi loblu, 5 ila 20 cm uzunluğundadır. Tohumlar eylül ve ekim arası olgunlaşır. Çiçekler erseliktir.

Doğal olarak Avrupa, batı Asya ve kuzey Afrika’da yayılış gösterir. [Harita|Sinonimler|Herbaryum]

Orman sınırları ve dere kenarlarında görülür. İl genelinde yaygın olarak gözlemlenmiştir.

Dilimizde Yerli asma ve Üzüm adları ile bilinmektedir.

Mayıs ve haziran ayları arasında çiçek açar.

Deniz seviyesinden 1600 metreye kadar olan rakımlarda gözlemlenebilir.

Yunan uygarlığının bağcılık kültürü ile tanışmasının miladının, M.Ö. 3000’lerde Anadolu’daki Hitit genişlemesine bağlı olabileceği düşünülmektedir. Anavatanı Türkistan ve Kafkasya arasındaki geniş ormanlık bölge olan asma; Hitit genişlemesi sonunda Anadolu’nun batısından Girit ve diğer Ege adalarına yaşanan mülteci akınının doğurduğu Girit Uygarlığı eliyle Mora yarımadasına taşınmıştır. Bu tez ayrıca, Zeus’un Girit adasına kaçırdığı Fenike kralının kızı Europa’nın, üzüm salkımları ile tasvir ediliyor olması bakımından mitolojik bir referans ile desteklenmektedir. Bir diğer görüşe göre ise bağcılık kültürü, Fenikeliler eliyle İstanbul boğazından Balkan yarımadasına taşınmış, oradan da Yunanistan’a yayılmıştır. İkinci seçenek bu bağlamda, Homeros’a atfedilen İlyada destanında Trakyalıların Akalara şarap taşıyor olması ve kendi ayağını asma zannederek kesecek kadar şarap, doğallıkla şarap tanrısı Liber (Dionysus; Bacchus) karşıtı Trakya kralı Lycurgus’un hikâyesi göz önüne alındığında birtakım kanıtlara sahipmiş gibi gözükmektedir. M.Ö. 900’lere gelindiğine, Yunanistan ve Ege adalarındaki güçler Anadolu’nun batısında koloniler kurmaya başladılar. Sanat ve teknolojide görülen gelişmelerle birlikte Fenike alfabesinin Yunan alfabesi olarak kabul edilmesiyle şarap dinsel bir hüviyete kavuşmuş, bu nedenle toplumun her kesimince tüketilmeye başlanmış ve buna bağlı olarak artan talep, arz koşullarının geliştirilmesine ve özelleşmesine yol açmış ve bağcılık kültürü gelişme kaydetmiştir. Midillili Theophrastus asmalarda görülen hastalıklar, yetiştirme koşulları ve Anadolu’daki çeşitli asma varyeteleri ile ilgili bilgi vermiş; Bergamalı Galenus, üzümü incirle birlikte ‘sonbahar meyvelerinin şefi’ olarak ilân etmiş; İyonyalı Hipokrat ve Adanalı Dioscorides ise asmanın çeşitli parçalarının tıbbi faydaları üzerinde durmuştur. Yunan kolonyal gelişmesi, bağcılık kültürünü henüz Roma Krallığı kurulmadan önce Kuzey İtalya sahillerine taşıdı. Kolonistler asmaların İtalya topraklarında diğer bölgelere göre daha verimli olduğunu gördüklerinde ise kolonilerine Asma Ülkesi (Oenotria) adını verdiler. Roma’nın Hellas’ı işgal ettiği döneme kadar (M.Ö. 148) Yunan uygarlığı güçlü bir şarap ticaret ağı oluşturdu ve bu nedenle bu dönem Şarabın İlk Altın Çağı olarak adlandırıldı. Bu tarihten sonra da Roma Uygarlığı, Yunan Uygarlığının bıraktığı yerden bağcılık kültürü ile bu kültür etrafında gelişen diğer kültürleri, Anadolu’nun da dâhil olduğu Akdeniz havzasına yaymaya devam etti. Roma uygarlığı, Kartaca uygarlığına galebe çaldıktan sonra Kartaca’lı tarım yazarı Mago’nun bağcılık ile ilgili eseri Roma Senato’sunun izni ile Latince’ye tercüme edildi ve bu eser Roma’da bağcılık kültürünün ana kaynağı hâline geldi. Columella, Varro, Plinius ve Cato gibi yazarlar bağcılık kültürü ile ilgili Roma çiftçisine yol gösterici eserler kaleme aldılar. Plinius kendi zamanı için (M.S. 23-79) doksan bir çeşit asma varyetesi sayıp, beş çeşit üzüm üretim tekniğinden bahsetmektedir: Rüzgârdan daha az etkilenmesi için dalları yerde olan asma; alt dalları budanarak herhangi bir desteği olmadan duran asma; dik bir direk ile desteklenen asma; çapraz bir bağlantı ile dik bir direkle desteklenen asma ve dikdörtgen çubuklarla desteklenen asma. Augustus dönemine gelindiğinde ise Roma şarabı bir marka haline gelmişti ve bu şarap Anadolu üzerinde Hindistan’a kadar ihraç ediliyordu. İhraç edilen şaraplar ise keçi derisinden yapılmış torbalara konuluyordu. Roma’nın şarap ticaretinde markalaşma süreci ise şarap tanrısı Dionysus’un arkadaşı olan ve sürekli sarhoş halde tasvir edilen Silenus’un keçi derisi torbalardan birine binmiş haldeki heykeli ile somutlaştırılıyordu. M.S. birinci yüzyılda imparatorluk genelinde asma bağlarının sayısı olağanüstü derecede artmış ve bu nedenle şarap fiyatları oldukça düşmüştü. Ayrıca bu durum tahıl üretiminin de düşmesine neden olmuştu. Bunun üzerine M.S. 92 yılında Titus Flavius Domitianus yayımladığı bir emirle yeni üzüm bağlarının kurulmasını yasaklarken toplam bağ sayısının da yarısına düşürülmesini emretmişti. Asma kültü; çok tanrılı dinin hâkim olduğu Anadolu coğrafyasında, hasat sonrası neredeyse ölmüş bir dalı andıran bitkinin bahar aylarıyla birlikte hızlı bir biçimde gelişmesi ile doğurganlığı temsil ediyorken, Hristiyanlığın bölgeye girmesinden itibaren yeniden doğuş metaforuna evrilerek önemini korumaya devam etti. Doğu Roma başkenti Konstantinopolis, konumu nedeniyle şarap ticaretinin ana damarlarındandı ancak M.S. 518’den itibaren görülen Slav istilalarına bağlı olarak asma bağları terk edilerek işlevsiz hale geldi. Ortaçağ’ın sonlarına doğru ise hem şarabın Hristiyan felsefesindeki karşılığı hem de feodalitenin etkisiyle dini mekânlar şarap üretimin merkezleri hâline geldi ve şarap kalitesi düştü. Osmanlı Devleti’nin tedricen önce Ege, sonra Ege adaları, Yunanistan ve nihayetinde Girit’e egemen olmasının ardından, şarap üretimine yönelik uygulanan yüksek vergiler nedeniyle bu bölgelerdeki şarap üretimi oldukça azaldı. Hem Yunan hem de Roma uygarlığında şarap yapımı tekniğinde; üzüm Eylül ayında hasat edilir ve sonra ayaklarla ezilerek üzümün suyu alınırdı. Üzüm suyu altı ay boyunca mayalanması için bekletilir, sonra bezler vasıtasıyla süzülür ve amphorae’lere yerleştirilirdi. Bu arada şaraplara deniz suyu, ağaçlardan elde edilen reçineler ya da çeşitli baharatların da ilave edildiği oluyordu. Yunanların kırmızı, beyaz ve kehribar olmak üzere üç renk halinde tasnif ettiği şarap renklerini; Romalılar kırmızı rengi, kan kırmızısı ve siyaha bölerek dörde çıkartmıştı. Klasik antikitede Anadolu’da şarapla anılan bölgeler arasında; Trakya’daki İsmaros dağının eteklerinde üretilen kırmızı renkli ve ballı Maronea şarabı, Kirke’nin Odysseus ve arkadaşlarına memleketlerini unutmaları için yaptığı iksire eklediği İzmir, Ahikerya’da üretilen Pramnian şarabı, Manisa’daki Katakekaumene’de üretilen Catacecaumenite şarabı, Sakız’da üretilen Ariusian şarabı, İstanköy şarabı, Efes’de üretilen Ephesian şarabı, Bozdağ şarabı, Muğla’daki Knidos şarabı, Manisa ve Efes’te üretilen Mesogitan şarabı, Efes ve İzmir’de üretilen ve deniz suyu ilave edilen Clazomenae şarabı, Taşoz şarabı, Midilli’de üretilen Lesbian şarabı ve Pontus’ta üretilen Naspercene şarabı sayılabilir. Yunanlar ayrıca, ‘yaşam’ adını verdikleri ve tıbbî kullanım için özelleştirilmiş bir şarap daha üretmekteydi: Olgunlaşmadan hemen önce toplanan üzümler üç gün boyunca günde üç kere çevrilerek güneş altında kurutuluyor, dördüncü gün bunlar ezilerek olgunlaşmaları için güneş altında fıçılara konuluyordu. Dionysus (Bacchus/Liber); hem Yunan hem de Roma uygarlığında şarap tanrısı olarak kabul edilir ve kendisine ibadet edenlerin asma ve şarap üretimini bereketli hale getireceğine inanılırdı. Klasik antiketinin şarap üretimi ile özdeşleşmiş birçok bölgesinde Dionysus’a farklı epitetler altında ibadet edilirdi. Bununla birlikte asma bitkisi sadece Dionysos kültü ile sınırlı kalmamıştır. Plinius; bu üç tanrı dışındaki tanrıların asma bağlantısı ile ilgili; Populonia şehrinde asmadan yapılma Jüpiter heykeli, Metapontum’da asmalarla desteklenmiş Juno tapınağı ve Efes’teki Diana tapınağının çatıya çıkan merdivenlerinin asmadan yapılması örneklerini vermektedir. Asma kültü etrafından gelişen ritüellere ise; Arkadia’da Agathodaemon adında asma bağı ruhu onuruna her öğünden sonra bir kadeh şarap içilmesi, tanrılara adaklar adanırken yere kanın yanı sıra şarap da dökülmesi tanrıların onuruna dikilen Baetylus taşları da şarapla kutsanması örnekleri verilebilir. Bağcılık kültürü bu iki uygarlıkta sadece dinsel ya da iktisadi amaçlara dayanarak gelişmiş değildi. Yunanlar akşam öğünü sonrası symposia’larda toplanıp şarap eşliğinde gündemi değerlendirirken, Romalılar bu sosyalleşme faaliyetine şarap değerlendirme sanatı olarak bilinen degüstasyonu eklemişti.

Meyveleri taze ya da kuru olarak tüketilir. Yaprakları dolma yapımında kullanılır. Meyvelerinden şerbet, hoşaf gibi içecekler yapılır. Genç sürgünler çiğ ya da pişirilerek tüketilebilir. Tohumlarından mutfaklık yağ elde edilir.

Kuru cilt ve göz hastalıkları tedavisinde kullanılır. Yapraklar kanama durdurucu, ağrı ve hemoroid iltihabında kullanılır. Olgun olmayan meyveler boğaz ağrısı; kuru üzüm tüberküloz, kabız ve susuzluk için önerilir. Olgun meyveler kanser, kolera, çiçek, bulantı, cilt ve göz enfeksiyonları, böbrek ve karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Yapraklarından sarı boya elde edilir. Tohumlarından elde edilen yağ sabun yapımında kullanılır.

Doğan, Hüseyin (2022). [page_title] - Kocaeli Bitkileri. Erişim adresi: [my_permalink] Erişim tarihi: [datetoday]


Yayımlandı

kategorisi

yazarı:

Yorumlar

Bir Yorum Yazın